Radyonun Babaları: Lee De Forest
“Radyonun Babaları” serimizin ilk yazısında size, radyo yayınlarının gelişmesine büyük katkı sağlayan, modern yayıncılığın öncülerinden biri olan ve 1910 yılında ilk radyo yayınını yapan Lee De Forest’tan söz edeceğiz.

1926 yılındaki 30. yıl mezuniyet buluşmasında Yale Üniversitesi, Lee De Forest’a fahri doktora ünvanı verme kararı almıştı. Kararın gerekçesinde şu ifadeler yer aldı:
“Dr. De Forest, modern bilimin romantik alanındaki en büyük büyücülerden biridir; içinde bulunduğumuz çağı adeta bir mucizeler çağı haline getirmeye katkıda bulunmuştur.” Doktorasını da Yale’de, Yale Sheffield Bilim Okulunda tamamlayan bu romantik büyücü, radyonun babalarından biriydi.
“Radyonun Babaları” serimizin ilk yazısında size, radyo yayınlarının gelişmesine büyük katkı sağlayan, modern yayıncılığın öncülerinden biri olan ve 1910 yılında ilk radyo yayınını yapan Lee De Forest’tan söz edeceğiz.
Bizlere “sıcak” bir iletişim aracı olarak tanıtılan radyonun tek bir kişi tarafından icat edilmediğini belirtmekte fayda var. Elektromanyetik dalgaları keşfeden Hertz’den, ilk uzun mesafeli telsiz iletişimini gerçekleştiren Marconi’ye, radyo yayınlarını bir endüstriye dönüştüren Sarnoff’dan, kurduğu kamu yayıncılığı modeliyle radyo kültürünü şekillendiren Reith’e kadar pek çok ismi hatırlamak mümkün. Ve bu ilk yazıda, ilk radyo yayınını yapan kişi olarak tarihe geçen Lee De Forest’ı anmaya ve onu daha yakından tanımaya başlıyoruz...
Lee de Forest, 1947’de transistörün icadına kadar radyo, telefon, radar, televizyon ve bilgisayar sistemlerinin temel bileşeni olan Audion vakum tüpünü bulan Amerikalı bir bilim insanıdır. 1873 yılında Iowa eyaletinin Council Bluffs kentinde doğmuş ve Alabama’da büyümüştür.
Şimdi biraz geçmişe gidelim..
Çocukluğunda makinelere büyük ilgi duyan Lee, 13 yaşına geldiğinde küçük bir yüksek fırın, lokomotif ve çalışan bir gümüş kaplama düzeneği gibi mekanik araçlar icat eden hevesli bir mucit olmuştu bile… 1893’te o dönemde ABD’de üst düzey bilim eğitimi veren az sayıdaki kurumdan biri olan Yale Üniversitesi Sheffield Bilim Okuluna kaydoldu. Bu dönemde özellikle Alman Heinrich Rudolf Hertz ve İtalyan Guglielmo Marconi tarafından geliştirilen elektromanyetik dalga yayılımı üzerine yapılan çalışmalara ilgi duymaya başladı. 1899 tarihli, “Paralel Tellerin Uçlarından Hertz Dalgalarının Yansıması” konulu doktora tezi, ABD’de daha sonra “radyo” olarak adlandırılacak bu alandaki ilk doktora tezlerinden biri olarak kabul edilir.
İlk işi Chicago’daki Western Electric Company’deydi. Dinamo bölümünde başlayarak telefon bölümüne ve ardından deney laboratuvarına geçti. Mesai saatleri dışında kendi çalışmalarıyla Hertz dalgaları için elektrolitik bir dedektör geliştirdi. 1902’de finansal destekçileriyle birlikte De Forest Wireless Telegraph Company’yi kurdu ve yeni iletişim aracının potansiyelini göstermek için iş insanlarına, basına ve orduya kablosuz telgraf gösterileri yaptı. Profesyonel yaşamda çok da başarılı olmayan de Forest, iş ortakları tarafından iki kez dolandırıldı. Ancak 1907’de, Audion adını verdiği çok daha umut verici bir dedektörün patentini aldı. Üç elemanlı bir vakum tüpü olan bu cihaz, o dönemde kullanılan diğer dedektörlere göre daha hassas sinyal alabiliyordu.
Bu süreçte, De Forest yalnızca alıcı teknolojiler üzerinde değil, kablosuz ses iletimi üzerine de deneyler yapmaya başladı. 1908 yılında Paris’te, Eyfel Kulesi çevresinde gerçekleştirilen iletimler, De Forest’ın kablosuz ses iletimi üzerine yaptığı erken çalışmaların önemli örneklerinden biridir. Bu deneylerde, ark vericisi kullanılarak, insan sesi ve müzik elektrik sinyallerine dönüştürülerek kablosuz olarak iletildi. Bu çalışmalar, telgrafın sınırlı ve kod temelli iletişim biçiminin ötesine geçerek, insan sesi ve müziğin doğrudan iletilebileceğini göstermesi bakımından bir dönüm noktası kabul edilmektedir.
13 Ocak 1910 tarihinde New York’taki Metropolitan Opera’dan gerçekleştirdiği iletim ise radyo tarihindeki ilk yayın deneyimlerinden biri olarak değerlendirilir. Bu etkinlikte sahne alan Enrico Caruso’nun yer aldığı opera performansı, De Forest’ın sistemi aracılığıyla aynı anda birden fazla noktaya iletildi. O dönemde bireysel radyo alıcılarının yaygın olmaması nedeniyle, New York, Jersey City ve Bridgeport gibi farklı bölgelerde halka açık dinleme noktaları kurulmuş ve insanlar ilk kez fiziksel olarak bulunmadıkları bir mekândaki performansı eşzamanlı olarak deneyimlemiştir. Bu yayın, radyonun yalnızca teknik bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, kitlesel bir medya formuna dönüşmesinin başlangıcını simgeler.
Çığır açan icatlarına rağmen De Forest, patent anlaşmazlıkları ve fikirlerini ticarileştirme konusundaki zorluklar da dâhil olmak üzere birçok sorunla karşılaştı. Radyo dışında, sinemada ses teknolojileri üzerine çalışmalar yaptı ve II. Dünya Savaşı sırasında askeri araştırmalara katkıda bulundu. 300’den fazla patent aldı. 1950 yılında, Amerikalı bir mucit olarak yaşamını ve Audion vakum tüpünün geliştirilmesindeki belirleyici rolünü ayrıntılarıyla anlattığı Father of Radio: The Autobiography of Lee de Forest adlı, 502 sayfalık otobiyografisi yayımlandı. Çalışmaları sebebiyle birçok ödül almış olsa da, 1961 yılında mütevazı bir mal varlığıyla hayatını kaybetti.
Lee De Forest’ın çalışmaları, radyonun teknik bir icat olmaktan çıkıp kitlesel bir iletişim aracına dönüşmesine olanak tanıdı. Onun mirası, kitle iletişim yayınlarının temellerini oluşturdu; hem radyo, hem de televizyon dünyasına büyük katkı sağladı. De Forest, “Radyonun babası” ve “televizyonun büyükbabası” olarak anılmaya devam ediyor.
Yazan: Öğr. Gör. Dr. Fulya AKBUĞA.

